#ef7e12

Metrik Tiranlığı

Cihan Demir // Allianz Türkiye – Çevik Takım Üyesi

İş hayatında hepimiz en çok sayılara güveniyoruz. Peki ölçümleme metrikleri bizi yanıltıyor olabilir mi? Metrikler başımızın üzerinde Demokles’in kılıcı misali sallanırken, yaratıcılık, motivasyon, cesaret nasıl büyüyecek? Metrik Tiranlığı kitabının akılda uyandırdığı sorular hepimiz için ilham verici olacak. 

Suçlamak yerine cesaretlendiren, inovasyonu tetikleyen, yaratıcılığı parlatan, bütün motivasyon türlerini kucaklayan, önemli olanı önceliklendiren, kolaya kaçmayan, girdi/çıktı dengesine duyarlı, verimliliği arttıran, takım çalışmasına yatkın ve esnek çalışma saatlerine uyumlu bir performans metriği var mıdır?

Bir doktorun performansı başarılı ameliyat oranına göre ölçülse, riski yüksek operasyonlardan kaçınmaz mı? 

Bir öğretmenin performansı öğrencilerin sınav sonuçlarına göre ölçülse, zor sorular sormaktan imtina etmez mi? 

Hırçın bir forvetin, gol sayısı hedefi varsa, asist mi yapar yoksa her fırsatta şut çekmeyi mi dener? 

Bir akademisyenin performansı dergi ve atıftan bağımsız, sadece yayınladığı makale sayısı olsa bilim üretme konusunda içsel motivasyonu ne olurdu?

Bir yazılımcının performansı çözdüğü çağrı sayısına bakılarak ölçümlense, zor ve zaman alan talepleri karşılama iştahı değişir mi?

Sorun metriklerde mi yoksa metriklerin muhteviyatında mı? Bu metrikler olmadan performansı ölçebilir miyiz? Objektifliği koruyabilmek için verilere güvenemeyeceksek eğer, neyden medet umacağız?

Katma değer, verimlilik ve performans artışı için ölçtüğümüz metrikler, tam tersi ya da yanıltıcı sonuçlar almamıza neden olur mu? Manipülasyona maruz kalan metrikler, performansın iyi görünmesi uğruna organizasyonda fonksiyon bozukluklarına yol açar mı?

Ceza ve ödül sisteminin temelinde metrikler yer aldığında süreçler ya da yapılan işler deforme olup yüzeyselleşiyor mu? Metrik beklenen değere ulaşsın diye nelerden vazgeçiyoruz? Peki bu vazgeçişlerin ilerde maliyeti ne olacak? “Kısa günün kârı” derken gelecekte bugünün kârından daha fazla zarar ettiren borçlar yaratıyor olabilir miyiz? 

Ölçülemeyen şeyleri metrikler aracılığıyla ölçülebilir hale getirme tutkumuz bize problemsiz görünüyor. Peki bu içten içe bozulmaya yol açıyor olabilir mi? Beklediğimizin aksine etkisi pozitif değil, negatif olabilir mi? 

Teknik ya da rutin ofis işi olmasına rağmen yaratıcılık, kabiliyet ve zaman zaman inisiyatif gerektiren işlerde Taylorist yaklaşımla performans ölçümlersek katma değerli ve yüksek verimli çıktılar alabilir miyiz yoksa ortalama ve hedefini tutturmuş bir çıktıyla yetinmek durumunda mı kalırız?

Yarattığımız performans metrikleriyle dışsal motivasyonu vitrine koyup içsel motivasyonu depoya mı kaldırıyoruz? İçsel ve dışsal motivasyon dengesini metrikler aracılığıyla koruyabilir miyiz? En kolay ölçülebilenler, aslında en önemli olanlar mıdır? Yoksa en önemli olanları ölçmek daha farklı ve zor bir bakış açısı mı ister? Ya da önemli olanı ölçmekten uzaklaşıyor muyuz?

Kaynak, bütçe, zaman gibi girdilerin ya da süreçlerin performansını mı yoksa ürün kalitesinin veya çıktılarının performansını mı ölçmeliyiz? Peki her iki tarafı kombinleyerek yarattığımız metrikler bizi ortalama sonuçlar almaya iter mi? Denge sağlamaya çalışırken asıl fark yaratan sonucu almaktan uzaklaşır mıyız?

Yaratıcılığı, inisiyatif almayı, nezaketi, liderliği, vizyonu, kültürel değişimi metrikler aracılığıyla nasıl ölçebiliriz? Kalitatifi kantitatife nasıl dönüştürebiliriz? Dönüştürmeli miyiz? Kantitaif ölçümlemeyle kaliteden ne derece feragat etmiş oluyoruz?

Hani ölçemediğimiz "şey"i yönetemezdik? Peki bu "şey" ne olmalı? Ne olmamalı? İnsan mı yoksa makine mi? Yaratıcılık mı yoksa verimlilik mi? Süreç mi yoksa sistem mi? Ya da bunlardan ihtiyacımız olanları seçip kendimize has terzi yöntemlerle modelleyerek ölçmek için hibrit "şey"ler mi yaratmalıyız?

Metrik yaratmak, takip edip hedef vermek, bunların üzerinden performans ölçümlemek, üstüne ceza/ödül sistemi kurgulamak, etkilerini ve evrimini farklı açılardan kontrol etmek, revize etmek, değiştirmek, ortadan kaldırmak ya da dönüştürmek... Çok da kolay olmayan, Demokles'in kılıcını kafamızın üstünde hissedebileceğimiz bir durum.

Peki, ne yapalım? Benim bu yazıyı yazmaya ve başlığını atmama vesile olan “The Tyranny of Metrics” kitabıyla sizi baş başa bırakıyorum. Emekli profesör ve kapitalizm tarihi uzmanı Jerry Z. Mueller'in 2018’de yayımlanan kitabı; akıcı diliyle yorup sıkmadığı gibi hem ilham veren hikayeler barındırıyor hem de yaratıcı bir şekilde düşündürüyor, bol bol not aldırıyor. En önemlisi de aklınızda yeni sorular uyandırıyor, aynı bende olduğu gibi… Modern dünya telaşesinde kendinize sakin bir zaman ayırıp keyifli bir okuma yapmanız dileğiyle...

Ufak bir not: Bu konu hakkında merak ettiklerini sormak için buraya tıklayarak bize ulaşabilirsin.

Tyranny of Metrics, Jerry Z. Mueller 

 

Comments

Resimli CAPTCHA
Resimde görünen karakterleri girin.