#ef7e12

Agile Dönüşüm: Değişiyorum, Öyleyse Varım

Allianz Türkiye - Çevik Ofis

Son yıllarda sektörel bir etkinliğe katılan, en olmadı trendlere dair birkaç makale okuyan herkesin kafasında, kaybolma korkusu yaşayanlara yaraşır şekilde Acaba bir şeyleri kaçırıyor olabilir miyim” sorusunu uyandıran bir kavram var: Agile.

Paradigmaların sonsuza kadar değişmesine, hatta bu yılın mobilin yılı olmasına bile alışmıştık ama bu Agile, final sınavındaki 100 puanlık tek soru ayarındaydı. El mecbur, değişecektik.

Agile, ortaya çıktığı andan itibaren sadece iş modeli olarak çığır açmadı, kültürel değişimin de tetikleyicisi oldu. Böylece şirketlere, toplumlara, bireylere yaşamaları öngörülen zorluklar karşısında kolaylık sağlamaya başladı.

Agile nerede devreye giriyor ve değişiyoruz ama da ne uğruna?

Değişimin bir tercih değil, Charles Darwin üstadın da dediği gibi hayatta kalmanın yegâne yolu olduğunu şöyle bir örnekle anlatalım: Bir araştırmaya göre (DİPNOT: Dell Technologies: The Next Era of Human Machine Partnership), 2030da tedavülde olacak mesleklerin % 85i, araştırmanın yapıldığı yıl olan 2017’de henüz icat edilmemişti. Görev tanımınız, 2030da hayatta kalacak mesleklerden değilse değişmek zorundasınız, onlardan biriyse müjdemizi isteriz; yine de değişmek zorundasınız.

Kurumlar -onlarca yıldır- işin kendisinden çok işin yapılma şekline, müşteri odaklılık yerine unvan ve bürokrasiye inandı ve hatta takıldı. Ta ki çoğu iş insanının garaj çocukları” dediği birkaç yazılım gurusu “Süreç ve araçtan çok birey ve etkileşim, dökümantasyondan çok çalışan yazılım, sözleşme ve pazarlıktan çok müşteriyle işbirliği, plana bağlı kalmaktan çok değişime karşılık vermek önemli” diyene dek. (DİPNOT: Agile Manifesto)

Allianz’da adına HEY! dediğimiz bu iş modeli aslında tam yeni nesillere göre. Çünkü onlar unvan istemiyor, onlara kulak verecek cesur kurumlar arıyor. Rekabette başarılı olacaklarına, fark yaratacaklarına inanıyorlar. Aynı zamanda dönüşüme açık yapısı olan eski nesiller de

HEY’in nimetlerinden faydalanabiliyor. Bu değişim isteğine kulak vermeyen ve çevikleşmeyen 10 yıl öncenin dünya devi olarak anılan şirketlerin, bugün adının bir harfi bile anılmıyor. Şirket dediysek lafın gelişi. Artık yoklar.

Agile dünyada çalışanlardan beklenenler de değişiyor

Agile dönüşüm, hızlı karar almayı, değişen şartlara ayak uydurma becerisine sahip olmayı gerektiriyor. Bu değişim, aslında eğitimden gündelik yaşantımıza kadar her alana yansıdı.

Mesela okuma yazmayı ve temel eğitimini tamamlayan çocuklar artık şu özelliklere uygun şekilde eğitim görüyor:

. Analitik düşünme ve inovasyon

. Aktif öğrenme ve stratejileri kavrama

. Yaratıcılık, emsalsiz olma ve inisiyatif alma

. Teknolojiyi tasarlama ve programlama

. Eleştirel düşünme ve analiz

. Karmaşık problem çözebilme

. Liderlik ve sosyal etki

. Duygusal zeka

. Problem çözme ve kavrama

Görüyorsunuz, bir dönem büyük nimet” olarak görülen, CVde parlak duran özellikler, yıllar geçtikçe standart haline geliyor. Üzücü olabilir ama öğrenmenin sonu yok. Günü yakalamak için öğrenmeli ve değişmeliyiz.

Hayatın hızlandığı, işlerin daha etkili, çalışan herkesin de Adan Zye yetkili olduğu çalışma modeli HEY!e geçerken aklımızda tam olarak bunlar vardı. Çevik dönüşüm yolculuğumuz HEY! burada devam edecek.

Ufak bir not: Çevik çalışma metodu hakkında deneyimlerini paylaşmak ve merak ettiklerini sormak için buraya tıklayarak bize ulaşabilirsin.

Comments

Konuk , Sa, 10/27/2020 - 14:41
Bu makaledeki agile dönüşüm ve değişime dair yorumları merakla okudum. Fiili tecrübelerime dair daha uzaktan ve semantik bir bakış sağladığını söyleyebilirim. Agile dönüşüm ve yönetişim metotlarının zamanın ruhuna uygun olduğunu düşünsem de dökümantasyon konusundaki bakış açısına şahsen rezervli bakıyorum.

Evet, zamanın ruhunun getirdiği bir şeyi, insanlığın textten görsele hatta hareketli görsele kaydığını görüyoruz. Artık okuma gözlükleriyle kitapların altını çizen görece yaşlı insanlar bile zor görülüyor. Ülkemizde zaten yüzyıllardan gelen sözlü edebiyat kültürünün yazılı edebiyata baskınlığı da bir gerçek. Dökümantasyon konusunun ise tam bir "başağrısı", "zaman kaybı" olarak görülegeldiği bir toplumsal anlayış da hakim olageldi. Öte yandan "kaybedilecek zaman" kaynağını şirketlerin gözardı etmesi mümkün değil. Oysa belki de sorun dökümante etmek değildir? Belki de dökümante etmeyi de doğru şekilde anlayıp uygulamaktır gerekli olan kim bilir? Dökümante edilecek şey her an değişebilecek şeyler olursasa elbette dökümantasyon yönetilemez olacaktır. Peki ya değişebilecek şeylerin üzerinde yükseldiği ana düşüncelerin, ana mimarilerin dökümante edilmesi mümkün olamaz mı?

Dökümantasyon görev savmak adına değil, yapılan işin neliğini ortaya koyan ve kurumdaki/toplumdaki insanların herhangi bir konuda temel bilgi düzeyinde kendilerin donanımlı kılabileceği bir amaç için uygulanamaz mı? Mesela Allianz bünyesinde kullandığımız wikit gibi. Belki daha elverişli, daha sistematik kullanılabilir ama wikit sayesinde kazandığım zamanları unutmak mümkün değil.

İyi ki birileri wikit'e yazmış dedim hep.

Resimli CAPTCHA
Resimde görünen karakterleri girin.